20 Ekim 2013 Pazar

Balıklıova - Mordoğan - Karaburun


Narcissus'un hikayesini bilirsiniz. Hani bir gölde kendi aksini görüp kendine aşık olan, kendini izlerken de göle düşüp ölen Narcissus'un mitolojik öyküsü.

Yüzlerce verisyonu türeyen bu hikayelerde kimi zaman güzeller güzeli Ekho aşık olur Narcissus'a kimi zaman bir başka kurgu çıkar... Ama netice aynıdır, "narsizm"e kaynaklık eden Narcissus, kendini görmesin diye sürgün edildiği bir ormanın içinde öyle ya da böyle görür kendi yansımasını.

İşte bu gölün, pınarın Karaburun'da olduğunu söylerler. Narcissus'un ölümünde ortaya çıkan nergis çiçeklerinin de Mordoğan'ı kuşattığını... Bugün bu dilek pınarının olası yeri için çeşitli çalışmalar yapıladursun, biz güzeller güzeli Karaburun Yarımadası'na doğru yola çıktık bu defa.


1. GÜN

Kurban Bayramı'nda ne yapsak diye kafa patlatırken güzel öneri eski dostum Noyan'dan gelmişti:

"Bizim Balıklıova'da yazlığa gidelim, kafa dinleriz."

Açıkçası yoğun iş temposu vb. kaotik ortamlardan uzaklaşıp huzurlu bir tatil geçirme fikri çok cazip geldi. İlk önce ekip bir anda genişlese de neticede çekirdek kadro olarak Noyan'la beraber Balıklıova'ya yollandık.

Balıklıova, İzmir ve Çeşme arasındaki Karaburun yarımadasındaki önemli köylerden bir tanesi. Karaburun kadar potansiyelli değil, Mordoğan kadar şehirleşmiş değil ancak kendine has bir şirinliği var.

Özellikle Urla yarımadasıyla karşılıklı konuşlanmış haliyle, adeta içeri saklanmış koyu genelde oldukça sakin bir deniz ortamı sunuyor.

Köyün can damarını ise genelde siteler oluşturuyor. Denize sıfır konumlanmış Noyanların da yazlığının bulunduğu Yuvakent sitesi bu "can damarı" sitelerden belki de en önemlisi.

Klasik olarak ağırlıklı emekli popülasyonunun etkin olduğu site sakinlerinin bir çoğunun bir teknesi ya da botu var. Sitenin iskelesinden hemen her gün balığa çıkılıyor, çevre gezisi yapılıyor. Gerçekten kafa dinlemek isteyenler için imrendirici bir ortam bu haliyle.

Biz ilk gün sabah siteye yürüme mesafesindeki Sevim Büfe'de kahvaltımızı söyledik. Deniz manzaralı bu mekanda kahvaltının yanı sıra balık ve ızgara çeşitleri de bulunuyor.

İki kişilik serpme kahvaltının yanında yumurta ve sınırsız çayla beraber kişi başı 12,50 tl gibi bir fiyat var. Eğer yanında boyoz ya da sucuk gibi şeyler söylerseniz 28 tl civarına çıkabilirsiniz.


Köyün inanılmaz lezzetli bir ekmeği var, Sevim Büfe de oldukça bol kepçe bir mekan. Taze roka, biber ve domates de bir araya gelince burada 2 kere daha kahvaltı ettik. etrafta daha komplike kahvaltı seçenekleri mevcut ama birden fazla gün kalıyorsanız burası da rahatlıkla bir seçenek olabilir.

Öğlene doğru sitenin plajına yöneldik. Noyan ilk defa ekimde siteye gelmiş, dolayısıyla site içindeki marketin ve yeme-içe işinin merkezi "köşk"ün kapalı olması onu oldukça şaşırttı.


Deniz sıcaklığı İzmir çevresine ve ekim ayına göre oldukça iyiydi. Benim gibi serin denizlere zor giren biri bile belki biraz da deniz özleminden suya attı kendini.

Sitenin koyu oldukça dingin. Ancak hafif bir bulanıklık sözkonusu. Meğer eskiden yosunlarla kaplı olan koyun dibini kum yapmak için iş makineleri girmiş. Denizin dibindeki balçık yüzeye çıkınca da su bulanıklaşmış. Denizde hiç dalga olmadığı zaman deniz daha berrak oluyor. Minik de olsa bir hareketlenme olduğunda balçık suya karıştığından deniz bulanıklaşıyor. Aslında son derece berrak olan denizi bu derece bozmak ve altındaki bitki örtüsüyle oynamak doğru olmasa gerek.

Akşam üzerine dek denizde takılıp akşam siteye arabayla 5 dakika mesafedeki Manzara Restaurant'a uğradık.

Manzara Restaurant yorumları ve videosu için tıklayınız.

Dönüşte siteye gelip, sahilin tadını bir iki birayla taçlandırdıktan sonra video montajını yapıp kafayı vurduk yatağa.

2. GÜN

Oksijen çarpması ilk gün yorgunluğuyla birleşince uyanma vakti öğleni geçti. Sevim Büfe'de bu sefer boyozlu kahvaltıdan sonra yine sitenin plajına yollandık. Sahildeki az kişiyle plajı paylaşarak güneşin tatlı sıcağında kafa dinlemeceli güzel bir gün geçirdik.



Yola çıkmadan önce Azra Erhat'ın Mavi Yolculuk'una başlamıştım. Onlar Sabahattin Eyüboğlu, Melih Cevdet, Halikarnas Balıkçısı ile Ege sahillerini dolaşırken ben de ayağım denize yer yer ayakta ne güzel topraklarda yaşadığımızı ve ne güzel insanlar yetiştirdiğimizi yeniden farkediyordum.




Kah taş kaydırdık sahilde, kah denize girdik, kah kitap okuduk, kimi zaman da sohbet derken akşamı ettik. Miskin günümüzü taçlandıracak şekilde çok da uzağa gitmeden, yürüyerek, denizin üzerindeki pideci Meşhur Nazilli Pidecisi'ne yollandık.

Meşhur Nazilli Pidecisi yorumları ve videosu için tıklayınız.

Köyün sessiz halini yararak yine sitenin plajında gece daha da güzel olan koyun manzarasının eşliğinde sohbete daldık. Ertesi gün istikamet Mordoğan - Karaburun olacaktı.

3. GÜN

2. günün aksine bu defa daha makul saatlerde uyanmamız avantajımıza oldu. Köydeki Balıklıova Unlu Mamüllere inip kahvaltılık bir şeyler aldık.

Burası da adını öncelikli olarak un kurabiyeleriyle duyurmuş olup yavaş yavaş diğer köylerde de şube açmaya başlamış. Yalnız Noyan'la 6-7 parça börek, un kurabiyesi ve tatlı çöreklere toplamda 7.50 TL verince yüzümüzü bir gülümseme aldı. Hem taze hem ekonomik!

Mordoğan'a yola çıktık ama bir zamanların güzel Mordoğan'ı gittikçe şehirleşmiş ve hatta kimi plajlarına beach clublar açılmış. Bir iki yerinde durup, bir yol kenarı mekanında da pastaneden aldıklarımızı çayla götürdükten sonra Mordoğan Karaburun arasındaki Ambarseki Köyü'nde ufak bir mola verdik.

Köyün kıraathanesi olan Melissa, köyün tepedeki konumunun hakkını veren bir manzaraya sahip.


Altında mezarlığı, akıp geçmeyen zamanı, güler yüzlü yaşlı nüfusuyla çok güzel bir köymüş gerçekten de Ambarseki. Melissa'da ağaçların altında bir çay içmeden ve o güzelim manzarayı tatmadan bu yoldan geçilmez.




Bu ufak aradan sonra nihai destinasyonumuz olan Ergin Pansiyon - Restaurant'a doğru yola koyulduk. Bu arada söylemeden geçmeyeyim; Karaburun'a yeni yapılan yol yer yer eski yolu kesiyor. Sürücüler için kolaylık olsa da o güzelim doğayı katletmekten geri durmuş da değiliz. Özellikle eski güzel yol, kenarında çeşmeleri ve doğa manzarasıyla sık sık etrafa bakma isteği uyandırıyor bizde.


Yolculuk sonu denize sıfır konumuyla Ergin Pansiyon'da alıyoruz soluğu.

Ergin Pansiyon yorumları ve videosu için tıklayınız.

Gün batarken çıktığımız Ergin Pansiyon'dan dönüşte Mordoğan'a uğrayıp para çekiyoruz. Mordoğan'da İş Bankası, Akbank, Ziraat Bankası ATM'lerini kolayllıkla bulunabiliyor. Mazhar "Seninle biz neredeyiz ki" derken kasetten, varıyoruz yine Yuvakent'e... Montaj, fotoğraf, sohbet her akşamın değişilmez üçlüsü.

4. GÜN

Yine bir başka öğlen vakti kalkışı... Arka ara yoldan Ildırı'ya ulaşıp oradan Çeşme'ye varma isteğindeyiz. Öğlen yine Balıklıova Unlu Mamüller'e uğrayıp 4 parça börek 1 boyoza 3 TL vermenin keyfini yaşadık. Denize sfırı köy kahvesine uğrayıp 2 çay çektikten sonra Ildırı yoluna vurduk kendimizi.

Yeni yol inşaatının yanından süzülüp Balıklıova'nın deniz kenarından 7 km içerdeki eski Balıklıova ile karşılaşıyoruz. Burada evler terkedilmiş vaziyette ama manzarası da bir hayli güzel. Tek tük bir iki ev restore edilip dönüştürülmüş vaziyette.







Yola devam edip Noyan'ın hep bahsettiği mermer çıkarma işlemine bakıyoruz. Koskoca tepenin mermer için yerle bir edilişini yol kenarından üzüntüyle izliyoruz.



Balıklıova - Ildırı yolu oldukça keyifli bir yol. Uzaklarda Chios, döne döne iniyoruz Ildırı'ya. Bu şirin köyde de uğramak istediğimiz yerler var ama geç kalkmışız, vakit çok yok, Ilıca'ya doğru sürüyoruz.



Merkezde arabayı bırakıp ünlü Dost Pide'ye uğruyoruz. Sahibi yerel seçimlerde CHP'den adaymış, el ilanları masalarda.

Dost Pide'de pideleri patlattıktan sonra - 2 pide 3 ayran 35 TL -  (Meşhur Nazilli'den kaşar olarak geride kıyma olarak ileride bana kalırsa, sucuklar hala kalitesiz) hemen çaprazındaki Urla Lokma & Katmer'e uğruyoruz.




Müthiş bir el becerisiyle açılan hamurlar taze taze lokmaya dönüştürülüyor ya da katmer yapılıyor. Lokma'da bana göre en mühim şey şerbetin ağzı yapış yapış yapmaması, hamurun çıtır çıtır içinin yumuşacık ağızda dağılmasıdır.

Siz de bu kıvama hastaysanız porsiyonu 5 liradan burada lokmaları götürün derim. Lokmaları paket yaptıktan (ve içinden bir iki tane çaldıktan sonra) normalde yüzlerce kişinin kapladığı Ilıca Plajı'na yürüyoruz.

Hava güzel, deniz güzel, plaj güzel... Daha ne olsun.





Denizde yüzdükten sonra kuruyup Alaçatı'ya doğru devam ediyoruz. Alaçatı yazın aksine oldukça tenha ama yine de insanlar sokaklarında yemek yiyip bir şeyler içiyor. Eski taş evlerin restorasyonuyla bir anda popülerleşen Alaçatı güzel olsa da plastik bir yanı da yok değil. Her şey doğal haliyle daha güzel sanki.

Yine de ara sokaklarına dalarsanız Dem Meyhane gibi güzel yerlerine de rastlayabiliyorsunuz. Gerek tasarım dükkanlarıyla gerek ara sokaklarıyla güzel bir atmosferi var.







Akşam Türkiye Hollanda maçını canlı yayınlayan mekanlardan en rahat ortamı olan Picante'ye oturduk ama yemekler bizi tatmin etmedi. Özellikle Noyan'ın kremalı tavuğu oldukça lezzetsizdi. Fajita ise ortalamaydı. Biralar ve şaraplarla birlikte 100 TL gibi bir hesap geldi.

Maç erkenden 0-2 olunca çıkıp İmren'de bir sakızlı muhallebi bir de beyaz profiterol çaktık (16 TL) ikisi de nefisti. Gerek kıvamıyla, gerek tadıyla.



Dönüş yolunda Ildırı'yı tırmandıktan sonra kenara çekip doğan ortasında sessizliğin sesini dinledik. Birkaç yabani hayvanın sesi dışında sessizlikten çınlayan kulaklarımız vardı sadece doğada. Mehtapsız gecelerde binlerce yıldız da oluyormuş. Ürkütücü bir güzelliği vardı. Toplamda 40 dakikalık bir yolculuktan sonra Balıklıova'ya dönüp bu sefer montajsız günümüzü sahilde noktaladık. Noyan'ın yazlıktan 1-2 günlüğüne Balıklıova'ya uğramış arkadaşlarıyla keyifli bir gece oldu.

5. GÜN

10:00'da kalkalım diye saatleri kurduk ama kalkışımız gene 12'yi buldu. Hava biraz daha kapamıştı artık. Sevim'de son kahvaltıyı yapıp siteye döndük. Denize girebilir miyiz diye ufak bir kontrol yaptık ama denizin karışık hali bizi çok çekmedi.

Eve dönüp ertesi günkü dönüş öncesi bir takım evsel hazırlıkları yapmaya başlayıp biraz da sallan yuvarlan halini yaşadık.

Akşam ise yöresel efsane Debegayfe vardı planımızda.

Tepekahve yorumları ve videosu için tıklayınız.

Dönüş Sertab Erener'li ve uzakta kopan fırtınanın şimşekleri eşliğindeydi.


6. GÜN

Dönüş vakti Gülbahçe tarafındaki Taş Ev'de etmiş olduğumuz kahvaltı da efsaneydi. Yol kenarında denizin üstündeki bu mekanda bal kaymak - zeytin - peynirli sucuklu yumurta - otlu peynirli gözleme - izmir tulumu - akasya / kekik / böğürtlen / enginar/ yabanmersini reçelleri, tereyağı, simiti (gevreği), muammarası ve yoğurtlu biberiyle kişi başı 20 TL'lik muazzam bir kahvaltıydı.


Özellikle hamurla açılığ yapılmıl gözleme ve alışılmışın dışındaki reçel çeşitleri bizi mest etti. Kahvaltı sonunda kavanozu 10 liradan birer enginar ve yabanmersini reçeli aldık. Nefis, nefis.

Gülbahçe'den de çıkıp böyle bir kahvaltıyı da geride bırakınca Balıklıova ve Karaburun bizim için geride kalmış oldu.

Geriye güzel anılar, dinlenmiş bir vücut ve güzel lezzetler kaldı. Bu güzel tatil ve rehberliği için önce değerli arkadaşım Noyan'a, sonra Balıklıova esnafı ve Ali Duman'a teşekkürler.

Yolunuz buralara düşerse sizin de huzur ve sakin bir tatil geçirip doğanın güzelliğini yeniden keşfedeceğinize eminiz.

NOYAN'dan TOP 4:

Debegayfe
Manzara
Nazilli
Ergin






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder